![]() |
||
|
|
(KY) Oktay Sinanoglu kimdir ? Kendimizi ille de tanımlamamız gerekse ne diyebiliriz ? - Oktay Sinanoğlu bir aşıktır, bilime aşık, vatanına, milletine aşık, Türk Diline, tarihine aşık, insanlığa daha doğrusu her insanın içinde gizli duran en yüksek mertebelere ulaşabilme yeteneğine aşık. Ben baktım Türk Bayrağı Atatürk karşımda cam çerçeveli olduğu için bayrağın üstünde kendi yansımamı görüyorum . İçimden yemin ettim dedim ki "gideceğimiz ve kısmetse orada söz sahibi olacağım ondan sonra gelip o namussuzlarla burada uğraşacağım" O zaman anlamıştım ki burada kalırsam Amerika'nın kölesi olurum oraya gidersem Amerika'nın efendisi olur buraya gelip onlarla daha rahat mücadele ederim . Ve iste bizi gönderdiler . (KY) Oktay Sinanoğlu dünyada bir Türk bilim adamı olarak kendini kabul ettirmenin ötesinde ürettiği teoriler çözdüğü kuramlarla çığır açmış birisi . 1962 yılında henüz 26 yaşındayken -bürokratik işlemler iki yıl sürdüğü için gazetelere 28 yaşında diye geçse de - Yale Üniversitesi'nde''en genç profesör '' unvanını aldıktan sonra '' Yale de bir harika Türk '' ''Altın Çocuk '' ''Bilimin Harika Çocuğu '' manşetleriyle dünyaya tanıtılıyor. Yıllarca çözülmeyen teorileri son derece basit bir şekilde bilim dünyasına kazandırıyor. Pek çok alanda öncü oluyor Türkçe'nin korunması da dahil ödüller alıyor iki kere Nobel'e aday gösteriliyor ... Bilim dünyasına değerli bilim adamları yetiştiriyor ..Bilimsel alanda yaptığı son derece önemli isler dışında hayatini eğitimin Türkçe yapılmasının önemine ve Türk kimliğinin hak ettiği yere gelmesine adıyor. Tüm bilgisini birikimini Türkiye için kullanmak üzere savaş veriyor Türkiye'de birçok Üniversitenin kurulusunda yer alıyor araştırma merkezleri kurulması ve bilimde söz sahibi olmamız için uğraşıyor Ün şöhret pesinde kesinlikle değil pek çok bilim adamını Nobel'e aday göstererek ödül kazanmalarını sağlıyor ama asil uğraşı kendisinin alacağı ödüller değil ''Kaç kere Nobel'e aday gösterildik . Belgelerini yolla diyorlar iki sandık dolusu belge üşeniyorum yollamıyorum ! '' Ürettiği Bilimsel teorileri bir yana bırakırsak -ki asla bırakamayız hayati roman olacak kadar zengin bir dahi vardı karşımda . Descartes'in ''Düşünüyorum öyleyse varım '' sözünü '' Varım öyleyse düşünüyorum '' olarak okuyan Sinanoğlu çok renkli çok ilginç çok yönlü tüm dahiler gibi sıra dışı bir insan . O merkezini ABD 'den Türkiye'ye taşımaktaki asil amacını ülkemizin gittikçe kangrenleşen sorunları konusunda insanları aydınlatmak ve ülkesine mümkün olduğunca yardımcı olmak olarak özetliyor . (ABD'de Üniversiteye Başladıgı İlk Gün ) -(KY) Kimya mühendisliği bölümüne gittiniz değil mi ? -Kimya mühendisliği ama girdiğim o ders cebir yada matematikti. Uçak yolculuğundan kulaklarım hala uğulduyor. Hoca ''Sen yeni geldin bu sınava girmezsin" dedi . Ben " yok gireceğim" dedim . -Verin bir bakayım mı dediniz ? -Şimdi bu derslerin hiçbirini İngilizce okumadık Türkçe olarak çok dehşet öğrendik ama. Birde İngilizce yi ayrı yabancı dil ders olarak okuduk . Ben kağıdı aldım sorulara baktım ve hepsini anladım . Çoğu formül hoca geliyor beni izliyor. Ben bunları biliyorum dedim herkesten evvel şakır şukur bir çözdüm 100 almışız .
- (KY) İlk
şoklarını yaşadılar .
1956 ABD Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kimya Mühendisliği'ni Birincilikle bitirdi. 1957 (Massachussets Institute of Technology [em ay ti ]diye okunur) MIT'yi sekiz ayda birincilikle bitirerek Yüksek Kimya Mühendisi oldu. 1961-1962 ''Öğecik (atom) ve özdeciklerin (moleküllerin ) çok eksicikli (elektronlu )kuramı '' ile Profesörlüğe adım attı .Temel fizik kanunlarından başlayarak çeşitli maddelerin kimyasal ve fiziksel özelliklerini bulmak için gerekli bu temel kuramla 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını bilim dünyasına kazandırmış oldu. Ve Profesörlüğe yükseldi. Temmuz 1964 ODTÜ'ye danışman profesör oldu. Eğitimin Türkçe yapılması gerektiği üzerine konuşmalara başladı. Kasım 1964 NIH'ye (Amerika Ulusal Sağlık Bilimleri Kurumu ) danışman oldu. 1964-1965 Ulusal Bilimler Akademisi'nde ''Kuramsal Kimya '' Üst Komitesi'nin üyesi oldu. 1966 TÜBITAK Bilim Ödülü'nü alan ilk kişi oldu. 1967-1970 ABD Ulusal Argon Enerjisi Laboratuvarları'nda sadece beş bilimcinin seçildiği Teftiş Kurulu üyesi. Haziran 1968 ODTÜ'de Kimyasal Kimya Bölümünü kurdu. 1969 Izmir Urla'da üçüncü yaz okulunu yaptı. Bu bilimsel toplantının adı ''Atom Fiziğinde Yeni Yönleri ''di ve dünya atom fiziğinin babası olarak bilinen Edward Condon'a adanmıştı. Sovyet Bilimler Akademisi'nin davetlisi olarak bu ülkede bilimsel konuşmalar yaptı kuramlarını tüm Sovyetlerden özel olarak toplanan üst düzey bilimcilere anlattı. 1970 Atom Fiziği üzerine çalıştı atomların temel yapısı üzerine çok ayrıntılı bir kuram geliştirdi ''Atom fiziğinde atomların yapısı ve elektronik özellikleri kuramı'nın Gökfizik alanındaki uygulamalarıyla güneş ve yıldızlardaki kimyasal öğeler hesaplanabilir oldu. ABD Ulusal Standartlar Kurumu'nun kataloglarındaki yanlış bilgiler düzeltildi. 1970-1973 ABD Ulusal Argon Atom Enerjisi Laboratuvarı'nın başkanlığını yaptı. Eylül 1971 Aralık ayına kadar Paris'te ancak çok üst düzey matematikçi ve fizikçilerin kabul edildiği ''Institut Des Hauts Etudes Scientifiques'te kimyaya matematiği sokma alanında uzun yıllar sürecek çalışmalarına başladı. Bulduğu yeni matematik temeller farklı alanlarda bilim dünyasında büyük katkı sağladı. 1971 Amerikan Bilim ve Sanat Akademisi'ne üyelik için seçildi. 1971 ABD Washington Savunma Stratejileri Kurulu üyesi. 1973 Boğaziçi Üniversitesi'nde MEB'in teklif ettiği rektörlüğü reddedip danışman profesör olarak çalıştı. Mayıs 1973 Almanya'nın en yüksek bilim ödülü olan ''Alexander von Humboldt Bilim ödülü ''nü aldı. Bu ödülü alan ilk bilimciydi . 1973 Amerikan Bilim ve Sanat Akademisi'ne seçilen ilk ve tel Türk oldu.Aynı yıl Meksika Hükümeti'nin yüksek bilim ödülü ''Elena Moshinsky'' ile ödüllendirildi. Ertesi yıl bu ödülü kazanan kişi ünlü fizikçi E. Wigner oldu. 1975 Asya'yı keşfetti. Japon Hükümetinin ''Uluslararası Seçkin Bilim adamı '' ödülünü aldı. 1976 Hindistan Hükümeti'nden ''Devlet Misafiri'' olarak kaldığı davet üzerine bu ülkeye gitti . Bayan Gandi'nin bakanları ve cumhurbaşkanı Fakruttin Bey ile yine iki ülke arasında güçlü bağların oluşması için çalışmalar yaptı. TC Üniversiteler arası Kurulun verdiği ''Türkiye Cumhuriyeti Profesörü'' unvanını aldı. 1980 1970'lerde Almanya'da başladığı matematik temelleri geliştirmeye ve kimyaya yeni bir bakış açısı getirmeye yönelik çalışmalarının sonucunda ''Kimya'nın temellerini yeni matematiklere oturma kuramı'nı buldu. Yeni nicem kanununu geliştirerek kimyayı ezber yerine yeni matematik fizik temellerine bağladı. 1990 Annesi Rüveyde Sinanoğlu vefat etti. 1991 T.C Kültür Bakanlığı'nın Bilgi Çağı Ödülü'nü aldı. 1995 ILESAM ''Üstün Hizmet Ödülü''nü GESIAD ''Yılın Bilim Adamı Ödülü'' Türkiye Yazarlar Birliği ''Yılın Fikir Adamı '' ödülünü aldı. 1999-2000 Miami Üniversitesi Matematik Bölümü'ne ''adjunct profesör'' yapıldı. 2000 Yale Üniversitesi'nde Kimyanın yeni temel kuramı ve organik ve anorganik kimyaya uygulamalar '' lisans üstü dersler verdi. Nisan 2000 T.C Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Dpt'nin 40. yıl dönümü ve 8. Beş yıllık Planın başlatılması münasebetiyle bir konuşma yaptı '' Bilimsel Araştırmanın iktisadi Gelişmeye Katkısı'' oldu.
2001 Halen ABD Yale
Üniversitesi'nde iki kürsü (fizik-kimya moleküler biyokimya / biyofizik )
profesörü .Kurumsal Fizik Merkezi'nin üyesi. Yıldız Teknik Üniversitesi
Kimya Bölümü'nde profesör. ODTÜ'DEN TÜRKÇE'YE "YASSAH HEMSEHRİM" MUAMELESİ !!! -(KY) Türkiye'ye geldiniz. ODTÜ'de konuşma yapacaksınız. Hem özlem, hem heyecan... -Evet. Epey sene gelmedik ve ilk defa Türkiye'de bilimsel bir konuşma yapacağım. Birkaç gün eve kapandım,bunu hazırladım. Dillere çocukluktan beri meraklıyım, oturdum, kendi bulduğum kuramlar, yeni kavramlar için, Türkçe kurallarına uyarak, köklerden takılarla isim türettim. -(KY) Yani İngilizce terimlere Türkçe karşılıklar mı buldunuz ? -İngilizce'sini de ben buldum zaten, Türkçelerini de ben bulacağım. İşi yapan bulur. Çekiniyorum, konuşma yapacağım; ''iste orada kalmış, şivesi bozulmuş'' demesinler diye ödüm patlıyor. Çok hassasım o konularda. Neyse geldik, koca yer dolmuş.Ön sırada Erdal İnönü, Bahattin Baysal, su, bu kodamanlar oturuyor. Tanıttılar, kalktık Türkçe anlatmaya başladık. Ön sıradakiler mosmor oldu. Bahattin Bey'in hiç unutmam; kalktı,yanıma geldi, kulağıma eğildi ve '"burada Türkçe yasak, İngilizce anlat'' dedi. Ben bir bozuldum. ODTÜ o zaman İngilizce eğitim yapan ilk üniversite ve ben buna çok bozuluyorum. Amerika'nın telkiniyle kuruldu. Benim mücadele etmek istediğim isin daha da ilerlemiş olduğunu görüyorum. O ara bir sürü Anadolu Lisesi kurmuşlar, is bayağı çığrından çıkmaya başlamış, tahminimden hızı gitmiş, bir de üniversite kurmuşlar diye baya endişeliyim. -(KY) Siz ne dediniz Bahattin Baysal'a ? -Yok, dedim, buraya Türkçe konuşmaya geldik. ''Yabancılar var '' dedi. Allah Allah, burası Türkiye değilmi diyorum. Döndüm, ''Burada yabancılar varsa ve Türkçe bilmiyorlarsa, onlar kusura bakmasın. Ben, kendi ülkemde, kendi dilimde konuşmaya hasret içinde geldim. Kendi dilimden bu konuşmayı yapacağım, siz anlamayacaksanız lütfen çıkabilirsiniz. Ben Size dışarıda İngilizce olarak anlatırım'' dedim. Iki Pakistanlı el kaldırdı. ''Biz de zaten Türkçe öğrenmeye çalışıyoruz, ne olur Türkçe anlat dediler. BASARININ BIR SIRRI !!! ''Bir is yaparken, kendini yaptigin isin meyvelerinden soyutla ''. Kendini o isin içinde kaybedeceksin. Ummana dalacaksin. Onunla bir olacaksin; gece, gündüz bunu teneffüs edeceksin ve o zaman dünyadan haberin olmuyor. Ozaman bir sey yaratabilirsin. -(KY) Siz daha henüz 25 yasinda filansiniz degil mi o zaman ? -25,5 olmaga basladik. Önemli olan. bir seyleri sorgulayabilmektedir. Yani matematikte olsun, temel bilimlerde olsun, ve hatta hayattaki her etkinlikte, önemli, can alici sorulari sorabiliyorsan, isin yarasini halletmissin demektir.ondan sonra da bol bol terleyeceksin. Edward Teller aklima geldi: ''Hidrojen bombasinin babasi'', Macar asilli bu fizikçi derki: ''Bilim, yüzde 1 ilham, yüzde 99 terlemektir'' DOGRAMACI'NIN DOGRADIKLARINDAN BIR ÖRNEK !! (KY) Bir de Izmir, Urla'da bir yaz okulu yaptiniz. Yil 1969 mu ? -Evet. 1960'larin sonuna dogru çok eksicikli atom, molekül kuramani yogun bir sekilde atom fizigine uygulamaya baslamistim. Bu yaz okulunu, ''atom fiziginin babasi'' Edward Condon'in serefine yaptim. Yani ona adadim. Tanidigim en baba insanlardan biriydi. Bu sefer farkli bir yer olsun, bilim adamlari bir baska sehri tanisin, neresi olsun, derken Izmir Ege Üniversitesi'nin önersiyle Urla'da, bir tatil köyü kiraladim. O zamanlarda Ege Üniversitesi yeni kurulmustu; bayagi iyiydi. Rahmetli Abdullah Kizilirmak gökbilim dalinda çok degerli bir bilimciydi, 10-20- kisilik bir doktora ekibi kurmustu. Ege'de bir dagin tepesine rasathane yapmis, dünya rasathaneleriyle haberlesip veri alisverisinde bulunuyordu. Türkçe Fen Dergisi çikariyorlar ve gençleri heveslendiriyorlardi. Kizilirmak, Türkiye'de Türk çe bilme öncülük eden bir kisiydi. O zamanki Türk Dil Kurumu'ndan çikan bilimsel, Türkçe Gökbilim Terimleri Sözlügü, onun takimi tarafindan hazirlanmisti. Ancak YÖK kurulunca Ihsan Dogramaci, Abdullah Kizilirmak'i üniversiteden uzaklastirdi. -(KY) Nasil yani ? -1980'de YÖK kurulunca Türkiye'de gelismekte olan arastirma havasi söndü. Üniversitelerde Ingiliz dilinden egitimlerini yapma modasi baslatildi. (Sonunda, bugün, üniversiteler, artik bilimin yapildigi yerler degil de, adeta birer Ingilizce ögretme dershanelerine dönüstürüldüler.) Abdullah Kizilirmak, elli yasinda Ege Üniversitesi'nden uzaklastirilmis. Aradim , buldum; köyüne gitmis, tavukçuluk yapiyormus. Bir süre sonra hanimindan mektup aldim: ''Abdullah genç yasta üzüntüsünden vefat ett;'' yaziyordu. Ne kadar üzüldügümü anlatamam. -(KY) O zamanlar Ihsan Dogramaci iyiydi de simdi mi degisti ? - YÖK kuruluncaya kadar Dogramaci, Hacettepe'yi, Beste'yi kurmus, üniversitelerinde arastirmalarin gelistirilmesine yardimci oluyordu. Oralarda Türkçe bilim kitaplari yaziliyordu. Ama YÖK kurulunca is degisti. O zaman yeni bir dogramaci tanidik. Dogramaci'nin YÖK'ü kurmasiyla, üniversitelerde gelismekte olan arastirma havasi söndü, Ingilizce ile derslerin verilmesi garabeti yayginlastirilmaga baslandi. Üniversitelerde hocalar, haftada otuz-kirk saat ders verme durumuna düsürüldü, arastirmaya vakit birakilmadan. Üniversite dedigin, lisemsi bisey oldu, eski liselerden de beter. Kisilik sahibi, ülke çikarlarina, ulusal bagimsizliga, gerçek bilime kendini adamis hocalar evrenkentlerden uzaklastirildi. Bütün bunlar bir kisinin kafasindan mi çikti ? Hiç sanmam... SANAYiCi Mi ? SÜLÜK MÜ ? -(KY) Hazirlikli miydiniz ? Yani konusmaci olacaginizi biliyormuydunuz ? -Biraz oturup ülkeye bir hücre gibi bakarak örüt kuramini uygulamaya ugrasmistim. Kemal Bey'in yardimiyla Devlet Istatistik Enstitüsü'nden koca istatistik kitaplarini aldirdim, bakip mesela Türkiye'nin dolar olarak en büyük ilk 30 kalem ithalatini ve ilk 30 kalem ihracatini çikardim ve buna örüt kuramini uyguladim. Ilk tane çok büyük kalem var, girdi vardi, biri enerji (erke) , öbürü amonyak. O zaman Türkiye ciddi bir tarim ülkesiydi, amonyaktan suni gübre yapiliyor. Ama burada söyle bir soru çikiyor karsimiza: Amonyak, havadaki nitrojenden katalizörlerle, yani tezgenlerle üretiliyor. Tezgenlerle yüksek sicakliklarda basinçla havanin azotundan ve sudan, gene bol erke harcanarak ayrilmishidrojen birlestirilerek amonyak imal ediliyor. Azotdan amonyak yapmak, ziraatin temel maddesi, çok enerji isteyen bir sey. Bu durumda, biz enerjide disa bagimli oldugumuz için de, petrol alip amonyak mi yapmak Türkiye için daha karli olur, yoksa dogrudan ''amonyak'' i mi ithal etmek? Erke ve amonyak, parasal hacim olarak birbirine yakin ilk iki büyük kalem. Bu sekilde ana kalem girdiler çiktilar üzerinde durdum. Üstünkörü bakilirsa, insanlar, gümrüklermis, kotalarmis, dis borçlanma imkanlariymis, IMF'mis derken, ayrintilar içinde bogulup kaliyorlar. Örüt kolay oluyor. Böyle bir çalisma yaptim. O siralarda Turgut Özal döneminden az önce ithalatta kisitlamalar vardi, yerli imalat tesvik ediliyordu. Baçidan da örüt kuramiyla bazi ilginç durumlar gözüme çarpti . Sadece matematiksel olarak olaylara bakiyorum, siyasi hiçbir egilimim, dogmam yok tabii (dogmacilik bilimle bagdasmaz). bunlari anlattim toplantida. Bitti, kalktigimda iktisatçi profesörler yanima gelip ''Ya, bu çok ilginç bir iktisat teorisi, kitap yaz'' dediler. Arkadan Isletme Fakültesi bana Profesörlük teklif etti. Bir de genç doktora talebelerinden benimle çalisacak bir arastirma grubu kurdular. -(KY) Yoksa bir de iktisat profesörü mü oldunuz? -Simdi arastirmayi baslattim. ama ben kaç meslek olacak diyorum. Gençlere yol gösteririz dedik, profesör olmadim. O siralarda ismi lazim degil büyük bir sanayici evine davet etti, toplantidan çikarken ''çok ilginç, sizin arastirmalari biz destekleyelim, ister üniversitede ister sahsi olarak'' demisti. Biz de , biirileri bizim arastirmalara sahip çikiyor, ne iyi, diyoruz. Çünkü o zamana kadar ne bir arastirma merkezi kurdurmuslar ne bir sey . Evine gittim, Tarabya'nin üstünde tepe de bir köske.. Isadami bir kaç misafir daha; yemek yedik yine tekrarlandi, ''arastirmalarinizi destekleyelim'' diye. Bir gün merkezinize gelelim, arastirma yapan uzmanlarinizla oturup konusalim, ortak noktalardan arastirma tasarlayalim, ded,m. Sonunda merkezine gittim. Oglunun odasinda oturduk,1978'de oluyor bu olay. Yine ''sizi destekliyelim'' diyor, ben diyorumki arastirmacilarinizla konussak. Bir türlü yanasmiyor. -(KY) Niye acaba ? -Haber vermistir, onlarla bir odada oturup daha teknik olarak bu konulara girecegim diye bekliyorum. Hiç öyle bir sey yok. Çay içiyoruz, ikide bir ''destekleyelim'' deyip duruyor. Sonra yahu bu da amma ahmakmis der gibi bir ifadeyle baklayi agzindan çikardi. Meger bana, biz destekleyelim sen bu arastirmalari yapma, demek istiyorlarmis. -(KY) Safça olacak ama neden ? -Mesela diyelim ki aspirin; bir halka molekül, kenarinda da CH³ filan bir takisi var. Simdi sen ona çok benzer bir molekülü ithal edip o ufak taki küçük bir degisiklik yaparsan aspirin oluyor.Yani sifirdan yapmak gibi degil, aspirinin akrabasini, kardesini alip azcik degistirince oluyor. Böylece aspirini sen üretmis görünüyorsun ve tesvik aliyorsun. Tesvik parasi yanina kaliyor; dogrudan ithal etsen asagi yukari maliyet ayni olacak ama o tesvigi almayacaksin. Ancak, sonuçta Türkiye zarar etmis oluyor, o mal daha pahaliya geliyor. Megerse bu tür dümenler varmis, o zamanlarda da o solcular filan yazmislar, bunlar iskilliymis. Biz de farkinda olmadan çomak sokmaya baslamisiz. Eyvah matematiksel olarak ortaya çikaracak diye korkmaya baslamislar. Arastirmayi yapma diyormus megerse. Bir türlü anlayamadik. Bastim gittim sonra, midem bulandi tabii. Megerse hepsi böyleymis; biz ise isin bilimsel yönü ile ilgileniyorduk. ÖZAL'IN TÜRKÇE EGiTiME TEPKiSi !!! -(KY) Siz dayanamadiniz ve yeniden basladiniz. -Gelip gidiyorum ve birseylere basladik. Hasan Celal Güzel çok yakinlik gösteriyor, iyice kardes gibi olduk, aksam evine davet ediyor; karisi çocugu, antep usulü yemekler yeniyor. Gece yemekten sonra bir saat ud çaliyor, gecenin birinde birakmiyor bir türlü... Hadi orada kaliyorum. ''Su yabanci dille egitim isini halledelim'' diyor ''Ben gidip Özal'a söyleyeyim halledelim'' Ben, ''Sakin ha dedim aman ha ona söyleme...'' Dinlemedi beni. Gitmis, anlatmis. Sonra biz bulustuk, bir de baktim cani adamakilli sikkin, ''Vay sen hakliymissin'' diye...Bu ara bir de basbakan olmasi ihtimali belirmisti. Biz, ''Aman ha, bu yabanci dille egitimle mücadele çok tehlikeli fikir, basini yakarlar, uçururlar buradan'' dedik. Ama Özal'a söyledikten sonra bayagi endiseliydi. Anlasilan Özal, konuyu benimsemedigi gibi bir de kizmis. -(KY) Bu heyecan böyle kapandi herhalde. Kendisini bir daha görmediniz mi ? -Arada kebap yioruz, merhaba diyorum, o kadar. 1990'lardan bahsediyorum. O ara kendisini siyasetten siyirdilar, ufak bir yazihanede oturuyordu. Halbuki 1988'de, basin hep Hasan Celal'i yazardi, o da buna güvendi. KGB ve CIA NEDEN ve NiÇiN KORKARLAR ? -(KY) ''Takma akil yarim adim gider'' diye bir laf vardir,zaten yarim adim gidiyoruz. Belki de sorgulayan insan istenmiyor bizde ? -Bu öyle bir seydir ki, sorgulamaya, isin püf noktasini görmeye ve çözmeye baslayinca, bunun sana verdigi güvenle buna ulasirsin. Fizikte, matematikte yaparsin, sonra toplumsal olaylari da ister istemez görürüsün. Yani çok merakli olmasan bile, televizyonda duyuyorsun, gazetede basligini görüyorsun. Ve bu aliskanlikla kafa devamli bu sekilde çalsiyor. Dolayisiyla birçok seyin püf noktalarini görüp baglantilarini kurmaya basliyorsun. Dolayisiyla hem KGB hem CIA , yetismis fizkçi, matematikçilerin yani siyasi toplumsal konulara merak sarmasindan çok endise ederlermis. Nitekim böyle adamlarin çogunun basina bir sürü bela gelmistir. -(KY) Simdi Rusya macerasi basliyor. Moskova'ya mi gittiniz? - Yiliydi. Sokolov döndükten sonra Sovyet Bilimler Akademisi'nden iki ayligina davet aldim. Önce Moskova'ya indim ; havaalaninda sokolov karsiladi, buradaki harcamalarin için diye bir zarf dolusu ruble verdi bana... -(KY) Moskova'da nerede kaldiniz? -O ilk gece Sovyet Bilimler Akademisi'nin misafirhanesinde kaldim. Tuhaf bir sey olmustu, hatirliyorum: Gecenin üçünde telefon çaldi, uyku sersemi kalktim, bir adam benimle çok samimi tonlarda, nerdeyse serkes pozlarda Rusça konusuyor, arada da Oktay Sinanoglu lafi ediyor, bir onu anliyorum. Konustu konustu, kapatti. (ABD'ye döndükten sonra bana, Soveytlerde bulunmus baska bir iki bilimci de ayni seyin kendilerine oldugunu söylediler. KGB sahiden Rusça bilmiyor mu diye denermis. Bazi gidenlere daha ciddi seyler olmus.
BABA OGUL iNÖNÜLERiN MARiFETLERi
-Komünizm filan öyle seylerden pek anlamazdik. Ama hepsi çok kültürlü dehset insanlardi. Bu arada Ankara'da bir iki yaz Esin'le kampa gittik. Abant Gölü'nün kiyisinda otel gibi bir yerdeydi . Karsi sahilde de Inönü'nün köskü vardi . Simdi nasil fiyakali yerlerde orduevi varsa o zamanda her yerde Inönü'nün bir köskü vardi. Kimin oldu orasi bilmiyorum .Ismet pasa tam hanedan kurdu Atatürk böyle isler yapmadi biliyorsunuz . -(KY) Siz bu arada TÜBITAK'in kurucularindan degilsiniz bildigim kadariyla ? -Degilim simdi anlatacagim . Ben Amerika'ya geri döndüm ve Ismet Inönü'nün baskanligi dönemi bu . Amerika'ya bana hazirlanmis kanunun metni gönderildi saman kagidina basilmis benim taslagin hemen hemen aynisi ama iki sey eksik ''Hedefleri tayin edecek '' yok. Birde danisma kurulu var içinde adini duydugum duymadigim herkes var bir ben yokum . TÜBITAK simdiki hükümetteki partilerden bir tanesine bagli biliyorsunuz ama o kurulus yillardir ne yapti ne yapmadi bu konu hiç tartisilmaz -(KY) Kötü bir saka gibi . Sizin hazirladiginiz taslak asil istedigimiz madde yok ve sizin adiniz bile geçmiyor. Bu ayni zamanda fikre ve emege de saygisizlik. Bu arada 1962'de ilk olarak verilen TÜBITAK Bilim Ödülü'nü aldiniz bir yandan da ele güne karsi iltifat ediyorlar. -Evet Bunlara aldirmadim sürekli gelip gittim ve bir arastirma merkezi enstitü kurulmasi için insanlari ikna etmeye çalistim. Ama nafile. Sonradan Erdal Inönü TÜBA'yi kurmus içinde hiç yayini olmayan bilimde sifir sayilacak bir sürü adam var benim haberim bile yok. Disaridan gelenler soruyor Sen neredesin bu arada diyor Hala utanmak da yok. -(KY) Kendilerine ne oldu ? -Kisa süre içinde Türkiye ve dolayisiyla ODTÜ son derece siyasi bir kutuplasma yasadi. Bunlar kendiliginden olmadi ABD ayarladi bunlari. Ben gittigimde sag sol lafi yoktu geldigimde sag sol lafin ortaligi sarmisti ama kimsede sagin solun ne oldugunu bilmiyordu. Bunun ana yuvalarindan biri de ODTÜ oldu sasilacak bir sey degil onun için kurdular zaten. Kommer olaylari vb. oldu Erdal Inönü'nün rektörlügünde .ODTÜ ile benim iliskiler de degisti. -(KY) Nasil yani ? -Bir kere bazi seylere itiraz ediyoruz en basta burasinin ABD'nin uzantisi yabanci dille egitim yapan üniversite olmasina bunlari da söylüyorum. ODTÜ kurulurken gerekçe Ortadogu ülkelerinden ögrenci gelecegiydi. Yani bir kaç yabanci ögrencilere egitim imkani saglaniyorsa onlar o ülkenin dilini ögrenir o ülkenin kültürünü sevmeleri için yetistirilirler . Tabi ki bu bir bahaneydi. Neyse o sira isler karisiyordu sonra bir geldim bu üçünden biri bizim bölüm baskani olunca ilk yaptigi benim adimi kapinin üstünden çikarmak olmus. Odanin üstündeki ''onursal kurucu baskan '' adini. -(KY) IÜ'deki o yil baska neler yaptiniz ? -Rektör tip doktoru Haluk ALP Bey'di. Konusma yaptiriyorlar bana bütün senato hocalar toplaniyor Türkiye'de egitim arastirma bilim siyaseti yabanci dille egitim olmaz konusuyoruz. Kim varsa herkes Kimya Dernegi'nin baskani Prof. Ali Riza Berkem Bey hocalar ''yaa dogru yasa varol '' diyorlar Cumhuriyet gazetesi yaziyor senato toplaniyor kanun tasarisi hazirlaniyor ve hükümete sunuyor. Diyor ki yabanci dille egitim su su bakimdan olmaz onun yerine yabanci dil söyle ögretilir. Düsün o zamanki hava bu. Aradan 20 sene geçiyor Yildiz'a (YTÜ) geliyoruz . SÜLEYMAN DEMiREL-(KY) O yillar atom lafinin gözde oldugu bir dönem tabii... -Evet O yillarda ''atom fizigi'' lafi kamuoyunda en çok ilgi gören seydi. (Tabii nükleer bombaya ''atom bombasi'' denmis olmasinin da bunun rolü vardi.) O yaz Yeni Asir gibi gazeteler bol bol ''Izmir'de atom fizikçileri toplandi'' vb. diye basliklar atiyorlardi. Bu durum o zaman basbakan olan Sayin S.Demirel'in dikkatini çekmis. Ne vesileyle Izmir'e geldiklerini hatirlamiyorum bir gün toplantilar arasinda belki de bir çay molasi verildiginde ben oralarda sortla dolasirken birileri bir telasla geldi Demirel'le erkaninin okula geldigini okulun müdür olarak beni görmek istediklerini söyledi. Hemen üstüne bir takim elbise giy karsilarina çik dediler. Hah hah bende tabii takim elbise olmadigi gibi öyle bir seyler giymeye de hiç niyetim yoktu. Öylece kalabaligin oldugu yere yürüdüm. Zaten o yillar kelli felli bilimcilerin arasinda bir ögrenciye benziyordum. Demirel'in yaninda Milli Savunma Bakani Ahmet Topaloglu vardi. Demirel bana söyle bir yan baktiktan sonra Ahmet Bey'e döndü. Gülümseyerek ''Ahmet'' dedi ''sen Okay'i hele bir askere al'' Neyse izahat verdik birkaç kodaman bilimciyi tanistirdik. Oturup bir çayimizi içtiler mi onu da tam hatirlamiyorum. Bir tantana ile gittiler Ha yalniz su anda bir sey daha hatirladim Demirel'le konusurken disarida yaptigimiz bilimin oralarda kalacagini Türkiye'de belli hedefler dogrultusunda arastirma merkezleri kurulmasi gerektigini bunun için yurda dönüp sürekli çalismaya hazir oldugumu söyledim. Demirel ''Elazig'da yeni meslek okulu kurduk gel orada ders ver '' dedi. (Tabii o zaman orada bir üniversitenin lafi bile yoktu.) Ilginç degil mi ? -(KY) Yanlis bir sekilde de olsa söz ediyorlar. -Benim bir sey bekledigim yok. Kimi sen ''YÖK baskani olmalisin '' yok ''cumhurbaskaninin bas danismani'' olmalisin diyor. Sonradan ögreniyorum ayri ayri belki 20 kisi cumhurbaskanina bas danisman yap sunu yap bunu yap demisler. O da ''ben biliyorum taniyorum olur olur '' demis. Ses seda yok. Randevu almislar nezaket ziyareti nihayetine Çankaya'ya gittim. Köskte küçük yuvarlak bir masada oturuyoruz. Çay geldi. ''Himm '' dedi. Ciddi ülke meselelerinden bahsedecegim ama hissettim ki bunlari bana anlatmanin hiçbir manasi yok. -(KY) Niye çagirdi ki sizi çay içmeye mi ? -Herhalde bir sey isteyecek zannetmistir. Halbuki ben her zamanki gibi sadece ülkenin derin sorunlariyla ilgilenecek birilerini aramisimdir. -(KY) Ama onun her zaman ki hali . -Epeyi önceden 1960'larda tanismisim. Bir sey demiyorum ''Ne istersin makam filan '' dedi . Zannediyor ki ''bize bir makam ver '' diyecegiz ''Dile benden ne dilersen gibilerden . Küçükken duydugum masallari hatirliyorum padisah ''dile benden ne dilersen '' diyor karsisindaki '' sagliginiz efendim'' Üçüncü defa soruyor o zaman sunu isterim diyor muhatap. Eski gelenek öyle. Hemen pat diye sunu isterim bunu isterim demek yok. Benim kendimle ilgili bir sey istedigim de yok sagliginiz '' dedim. Bekliyorum bir daha sorsun diye. Bizim ne biçim bir dosyamiz var kim bilir herhalde. Halbuki ben sadece arastirma yapmak istiyorum kendi bilim dalimla ugrasmak istiyorum gençleri yetistirmek istiyorum. Ondan sonra ''makam istedigim yok '' deyince ''öyleyse çayini iç '' dedi. -(KY) Sonuçta sizin dediginiz oldu ? -Ben Yale'e gittim çünkü gitme zamanim gelmisti. Bir ay sonra aynen benim dedigim gibi oldugunu duydum tam aforoz etmisler de millet vekili yapmislar- demek iyi iliskileri var. Kemal Gürüz'ü de YÖK Baskani yapmislar. Demirel o zaman Mehmet Saglam'a sormus ''Senin yerine kimi YÖK Baskani yapayim?'' diye. Gazeteler yazmislar bunu. ''Kimi yaparsan yap da Kemal Gürüz'e yapma '' demis. Mehmet Bey de. Peki neden Demirel Kemal Gürbüz'e çok büyük aski oldugundan degil. Gürüz TÜSIAD tarafindan zaten bu is için hazirlaniyor kamuoyuna pazarlaniyordu. Kemal Gürüz'ün fikri yapisini da anlamadim kaç yildir yaptiklarina beyanlarina bakarak. Egitim milli olmayacak Türkçe ile bilim egitim olmayacak... Gelir gelmez birkaç rektörü degistirdi o gelenlerde Türkçe egitimle ünlü olmus çok köklü birkaç üniversitemizi Ingilizce'ye çevirdi. Basta ITÜ (Istanbul Teknik Üniversitesi 250 yillik ''Mektep-i Mühendishane'' ). ATATÜRK'ÜN RUSYA'DAKi AYAK iZLERi(KY)- Hayran kaldiniz tabii... - Yedi yasimdan beri dünyanin neresinde olursa olsun degisik Türk'lere merakli oldugumdan o yasta Asya haritalarindaki Türkçe yer adlarini tespit ederdim ilkokul 1'de 2'de filan. Buna ragmen Baltik Denizi kenarinda da Türk olacagini hiç tahmin etmiyordum. Karay Türkleriymis megerse. Eski Ankaralilar da Kirim Tatar kökenlidir Kumanlarda eski Kirim Tatar Türkleri'nin dedeleri oluyormus. Neredeyse akraba çikiyorduk. Baltik Denizi'nin kenarinda Türklerin ne isi var ? Köy ayni eski Ankara avlulu evler dut agaçlari Yutsis'in ''ahbabim'' deyip tanistirdigi köyün en kidemlisi yasli zatin evine gittik. Sanki rahmetli dedem ! O kadar benziyor. Sakir sukur Türkçe konusuyoruz onunla. Karaylar da meger Kumanlar'dan gelmeymis.15. yüzyilda efsanevi ''Büyük Litvanya '' Krali Vitutas -ki Litvanya Polonya ile birlesik o zaman Baltik'tan Karadeniz'e kadar uzaniyor kendine Kirim Tatar Türkleri'nden muhafiz alayi yapmis onlarda Vitutas'a çok sadik iyi hizmet etmisler iyi cengaverler. Mükafat olarak Vitutas onlara iki timar vermis : Biri bu ''Tirakay Köyü '' ve gölü biri de daha ilerde '' Kirk Tatarlar '' adinda bir köy. Iki köy birbirinden kiz alip vermisler. Adam beni bir odaya götürdü ''kimse giremez ama sana gösterecegim '' dedi. Kral Vitutas'in bunlari getirdigi zamandan beri kiliçlar bayraklar tuglar dedelerinin Türkçe yazdigi destanlar siirler Kimsenin haberi yok Yalniz sonunda dedi ki ''Atatürk zamaninda Türkiye'den birileri gelirdi bize Türkçe Dergiler filan getirirlerdi Atatürk'ten sonra ses kesildi ne oldu size ? Biz tabii daha tam farkinda degildik o zaman Atatürk'ten sonra bize neler yapildiginin . Dinledim gördüm Unutulmaz bir gün geçirdik orada ve Vinlius'a sehre döndük. TÜRK-AMERiKAN DERNEGiNDE TÜRKÇE YASAK !!! (KY)-Ya! Turgut Burakreis? -Turgut Burakreis de sanayi mühendisliginde isletmenin daha bilimsel ve teknik tarafinda etkiliydi Venezüella'da filan çok büyük sirketlerde çalisti sonradan New York'ta büyük sirketlere danismanlik yapti. Manhattan'da oturuyordu orada iki kitap dolu bir dairesi vardi. Manhattan'da zaman zaman evinde kalirdim. Amerika'da ki Türk derneklerinden birisinde ikisinde faaldi. En son alti sene evvel Vasington (Washington) 'da Türk-Amerikan Bilim Adamlari Dernegi diye uyduruk bir sey var orada bir konusma yapmistim ona da rastlamistim. Tek Türkçe konusmayi ben yapmisim. Dernek'te Türkçe yasakti. Türkçe konusmakta israr edip yapinca oradakilerin pek hosuna gitmisti. Fakat sonra yöneticileri ( Prof. Oktay Ural) beni bir daha davet etmedi ( çünkü toplantinin Türkler arasinda Türkçe degil de Ingilizce yapilmasina itiraz ediyordum). iRLANDALILARIN TÜRK SEVGiSi (KY)-Nerede kaliyordunuz? Yurtta herhalde . -Ögrencilerin bir kooperatifi vardi bir apartman binasi alt katinda da yemekhanesi. Ben yakin bir evde bir oda buldum bir odadasim var. Odadasin soyadi da '' Türk'' . Irlanda asilli kirmizi saçli falan '' Türk '' çünkü Irlandalilarin Türklere sempatileri var Ingilizler Irlanda'ya çok çektirdi ya Sultan Abdülhamit Ingilizler orada milleti açliktan öldürürken Irlanda'ya yardim göndermis bunlar hiç unutmaz. Türkler'i severler bir de tabii Ingiliz'in karsisinda olan herkesle Sultan Abdülhamit ilgilenmis. Bu yüzden hala '' Türk'' soyadini kullanirlar.
SiNANOGLUNU NEDEN KiMLER AFOROZ ETTi !! -Baska yabanci yok. Bununu üzerine sakir sukur Türkçe anlattim, bu bakimdan ilk aforoz basladi ve bugüne kadar bu aforoz devam etmistir. Ben o bir kaç gün içinde, ''sidi birkaç kisiyiz, ilerde birkaç bin kisiye ulasiriz, Amerika'da devletin 'Ulusal Bilim Vakfi' var, böyle bir kurulus Türkiye'ye de lazim, kurulsa '' dedim. ROBERT KOLEJi FATiH'E RÖVANŞ iÇiN KURULMUS-(KY) Nasil bir okuldu bu ? Yani kimler geldi ? -Istanbul'da üç hafta süren yaz okuluna birçok Avrupa ülkesinden, Amerika'dan hatta Japonya'dan bilim adamlari geldi. Hisar'in tepesindeki köskte Robert Koleji'nin Rektörü oturuyordu. Yaz okulunun açilisinda nezaketen-halbuki kiralamisiz, baska bir alakalari yok rektörüne de ''hos geldin'' konusmasi yap dedim. Adam kalkti,nutuk çekti. ''Fatil Istanbul'u buradan fethetti, bizde Robert Koleji buraya kurduk, buradan fethediyoruz'' gibilerden laflar söyledi. Sinir oldum. Içimden, ''bir gün gelecek, bu isleri halledecegiz '' dedim. -(KY) TÜBITAK o zaman kurulmamisti, onu mu isaret ettiniz ? -Simdi ben buna yönelik bir taslak yazdim ve birinci maddesinde ''bu kurulus Türkiye'nin bilim, teknik ve arastirma hedeflerini belirleyecektir'' diye belirttim. Benim bu konuyla ilgili söylediklerim o zaman Türkiye'deki ''Ford Vakfi'' nin temsilcisi Mr. Northrop'un kulagina gitmis. Ankara'da o sirada meclisin hemen yaninda koca bir kösk var ve Mr. Northrop burada oturuyor. Bu vakiflar, biliyorsunuz bazi gizli servislerin örtülü kuruluslari gibi çalisirlar. Bizi aksam yemegine davet etti; saray yavrusu bir yer, duvarda Hitit kabartmalari. Dedi ki ''Siz böyle birsey kuruyormussunuz, biz de destekleyelim''. Bir ara da ''Burada amaçlar, hedefler demissiniz, bu ne demek ? Bilimde herkes bildigini okur, bu islerin nasil oldugunu biliyorum, bu hedefleri tespit eden, kimsenin bilmedigi üç bes kisilik kurullarda bulunmusum. Amerika'da da pek çok bilimcinin böyle hedefler tayin edildiginden haberi yoktur, çünkü muazzam bir yönlendirme vardir orada. ÜRETME TEORiSi -(KY)Teller sizi etkilemis galiba. -Ilk günü dedi ki ''beni su saatlerde görebilirsiniz'' Ilk derste hoca isin kirtasiye tarafini konusur ya.. Talebenin biri sordu ''Hocam sizin odanizin numarasi kaçtir ''Önünde asistani oturuyor Teller dedi ki John'du galiba çocugun adi ''John senin ofisinin numarasi kaçti '' dedi. John mesela ''120'' dedi. Sonra Teller koyu sivesiyle ama biçakla kesercesine agdali Macar sivesiyle ''haa demek ki 120 ikiye böl 60, 5 ekle 65. Benimki 65'' dedi. ''Bak'' dedi ''hatirlamiyorum ama türetebiliyorum''. Simdi tabii bu çok hosuma gitti sonra ilerde her derste ben bunu anlatirdim. Yani ezber degil matematik yoluyla kendin türeteceksin, diye. KES KES (KY) Üstü kapali pitzermi yollatmis size ?
-Çok kibar adam.Bana, al bak, buna göre yaz, artik bundan sonra böyle uzun
uzun olmaz, demiyor. Sekreter kazayla oraya birakmis gibi. Kendi hiçbirtsey
demedi. Simdi ben tabii derhal böyle seylerden kapiyorum. Bir baktim, her
sayfasinda çok yararli ögütler. Mesela diyor ki: ''Böyle çiçekli laflar
kullanmak, lafi uzatmak hata'' diyor, misal veriyor. Çaresi, tedavisi:
Yazinla ''kes
kes '' oynayacaksin diyor. Mesela sunlarin üstünü çizince mana degisiyor mu
diye bakacaksin
diyor. Degismiyorsa çiz üstünü gitsin. Böyle bir
takim pratik seyler. Simdi bu açidan, yazdigim basilmis olan uzun
makalede her kelimesi hedefe isabet etmis kursun gibi oldu. Bos yok. Tik tik
tik . Böyle keskin. Tarz tamamen degisti. Çok genç yasta profesörlüge ulastiniz. Bütün bunlar nasil oldu? Bizim bütün sülalemiz millet için hiçbir menfaat düsünmeden çalismistir. Biz de yaratilis olarak böyleyiz. Onlar hep içtimai konularla yazdilar, çizdiler. Biz de çocukken edebiyata merakliydik, hatta 15-16 yasina kadar yazardim. Sonra baktim, babam dahil ailede bir sürü yazar-çizer var. Rahmetli annem Rüveyde Sinanoglu da kalemi çok kuvvetli bir gazeteciydi. Ben onunla nasil rekabet edebilirim diye düsünmeye basladim. 6 yasindan beri fen, fizik, kimya meraki vardi. Iyisi mi bilimi seçeyim dedim. O zaman "bu islerde aç kalirsin" dediler ama benim para kazanma merakim yoktu. Eger sen hak için halk için çalisirsan Allah rizkini veriyor. Biz aç kalacagiz diye bu islere girdik, bir- kaç sene sonra bütün dünyadan birseyler yagmaya basladi. Bir is yapabilmek, yaratabilmek, insanliga millete faydali olabilmek için kendini unutacaksin. Bir Türk 26 yasinda nasil profesör oldu? Biz nelerle ugrastik oralarda, adeta yedi düvelle. Profesör olmak için merak ettigimiz konularda yeni kuramlar, teoriler falan çikardik. Biz, dünyanin bilim adamlarinin "50 senede çözülemez" dedikleri isleri pat diye, Allah nasip etti, çözdük. Ondan sonra dünyada kiyamet koptu. Dünyanin her tarafindan bizi profesör yapmak istediler. Birçok üniversite beni çagirip konusmalar yaptirmaya basladi. Yasim 24, 25. Yale'de de yardimci profesör olarak baslamistim. "Yahu bu adam parladi, bizden kaparlar. Biz bunu profesör yapalim" demisler. Normal isleyise göre 40 yasindan önce olunamiyor. Her taraftan çullanilinca bizi kaçirmamak için bütün ara basamaklari atlatarak profesör yaptilar. O günler, hayatinizin en hareketli günleri... Kendi kendime dedim ki, "bunlara ne oluyor. Ben bu kurami 1 yil önce buldum ve bularak mükafatimi zaten aldim. Gecenin üçlerinde bir çözüm çikiyor ben havalara uçuyorum. Tasavvuf gibi birsey, âlemlere daliyorsun neler görüyorsun, neler. Gece üçte çikiyorum okuldan, kar yagiyor, hava buz gibi. Yarim saatlik yere kosarak gidiyorum, kafa ne biçim açiliyor. Simsekler çakiyor kafamda. Çünkü, kafa matematiksel olarak çalismaya basladi mi, her konuda çalisir. Kosarken bir yandan da marslar söylüyorum. Hangi mars? Dumlupinar'i söylüyorum. Bu arayis nasil basladi, ne kadar sürdü? Ömür boyu. Zannedilir ki ben hep burnunu kitaplara gömmüs bir adam olarak bilinirim. Biz 17 yasinda nasil oralara gittik! Simdikiler gibi kapagi oralara atalim düsüncesi yok. O siralarda Ankara bir nevi isgal edilmis durumda, Amerikan askerleri falan var. Daha ilkokulda, "Türkiye 2. Dünya Savasi'na girmedi. Nasil oluyor da isgal ediliyor. Kurtulus Savasi'ni niye yaptik?" diyorum. Amerikan askerlerinin yaptigi rezillikleri görüp, sinir oluyordum. Amerika'ya gönderme niyetlerinin bizi devsirme yapmak oldugunu bildigim için karsi çikiyordum. Bir yakinim, "Senin bir anan var. Ona birsey olursa okuyamazsin" deyince gitmeye karar verdim. Giderken Türk bayragi önünde "Gidecegim. Allah kismet ederse orada söz sahibi olacagim. Ondan sonra gelip onlarla daha kuvvetli mücadele edecegim" diye yemin ettim ve yeminimi hiç unutmadim. Yani Sinanoglu hep, kendisini 26 yasinda profesör yapan sistemle hesaplasma içindeydi... Beni onlar profesör yapmasaydi, Avrupalilar da Ruslar da profesör yapardi. Niye kendimi borçlu hissedeyim! Zaten ben egitimimin yarisini tamamen Türkçe dille, Türkiye'de liseyi bitirinceye kadar aldim. Bu egitimle Amerika'ya gidip üç sene birden atladim. Yani beni yetistiren Türkiye'dir. 1962'den beri Türkiye'ye gelip gitmeye basladiniz. "Harika Türk" diye iltifat gördünüz ama elinizi de hiçbir ise sürdürmediler... Her gittigimiz yerde medar-i iftiharimiz derler, ama bize hiçbir is yaptirmazlar. Bu ülkede bilimsel arastirma yapmamiza dahi mani olmuslardir. Dünyanin her tarafina profesör yetistirdik, Türkiye'de bunu yapalim dedik, yaptirmadilar. Kazayla bir mevkide olan samimi biri çikar "aman söyle yapalim, böyle yapalim" der. Iki üç hafta sonra bize merhaba bile demez. Çünkü, bir yerden telefon gelir. 40 senedir bunlari yasiyoruz. Bir keresinde cuntaci komutanlara dedim ki: "Beni kapidan atsaniz bacadan girerim. Benim dedelerim Karacabeyler 2. Murad'dan beri var ve mezarlari Ankara Kalesi'nin dibindedir. Siz nereden geldiniz?" Neticede elimi hiçbir ise sürdürmediler. Bir pozitif bilimci olmaniza ragmen... Müsbet bilimci... Evet, müsbet bilimci olmaniza ragmen farkli bir formülünüz var. "Bilim + gönül" diyorsunuz. Ne demek bu? Bizim eski alimlerimizde söyle bir anlayis vardir: Bir alimin alim olabilmesi için hem maddi hem de manevi ilimlerde bilgi sahibi olmasi lazimdir. Biz bunu sonradan kesfettik ve akil ve bilimle, gönülle maneviyati birlestirmenin geregini anlattik. Bati herseyi akla dayamistir halbuki akil bir uzuvdur. Dogu'da aklin üstünde bir sey vardir o da gönüldür. Akli, gönlün yönetmesi gerekir. Bilgisayar yazilimi gibi. Toplumun da gönlü vardir ve bu da harstir, kültürdür. "Türk Aynstayni" benzetmesi nereden çikti? Sahsen kimseye benzemek istemem, ben benim. Kitabin adini öyle koymuslar. Onun için yani, estagfurullah... Einstein'a yetisemedim ama onun gibi ünlü birçok bilim adamini tanidim ve onlarla arkadas oldum. Özel hayatlarina girdim. Ben 26, 30 yasindayken benim mesleki akranlarim 60 yaslarindaydi ve hepsi de arkadaslarimdi. Bu arada Einstein'in bilinmeyen bir yönünü söyleyeyim. Einstein'in iki önemli kitabi vardir. Biri biliyorsunuz, Izafiyet Teorisi üzerine, digeri de Yahudi Tasavvufu üzerine. Çünkü, Einstein son derece dindar bir Yahudi'ydi. Türk diline ve Türk kimligine çok önem veriyorsunuz. "Bilim dili Türkçe olmali" diye kampanya baslattiniz. Bu, neden gerekli? Biz her insanin haysiyetiyle serefiyle yasayabilme hakkina inaniyoruz. "Türk diyor baska bir sey bilmiyor" diye anlasilmasin. Bakanlarin hayat hikayelerine bakiyorsunuz. Filanca bakan... "Evlidir, iki çocuk babasi ve Ingilizce bilir." Peki baska ne bilir? Bu adam matematik bilir mi, devlet idaresi bilir mi, isiyle ilgili birsey bilir mi? Bütün sömürgelerde sömürgeci, kendi dilini dünya dili oluyor diye yutturmustur. Fransizlar da Cezayir'de bunu yapmistir. Oyun budur Türkiye'de. Akli basinda her ülkede egitim dili kendi resmi dilidir. O da çogunlugun dilidir. Bilim niye Ingilizce yapilmaz? Çünkü, bir insan biraz ögrenmekte oldugu bir dilde birsey ögrenmesi mümkün degildir. Size bilimi ögretecek de yarim buçuk bir yabanci dille fizigin temel kavramlarini anlatiyor. Yahu, bunu kendi dilinde anlatsa zor anlarsin zaten. Dünyada Ingilizce bitiyor, Amerika'da bile Ispanyolca almis yürümüs, Çince geliyor. Biz hâlâ Ingilizce derdindeyiz. Sizin Türk ve Müslüman kimligi üzerine yaptiginiz tesbitler de ilginç... Türk olmak, Alman olmak ya da Rus olmak, irk meselesi degildir. Bir biyolojik gen, yani kalitim var. Bir de kültür genleri var. Bir millete mensup olmak demek kafa ve gönül meselesidir. Soyunu sopunu tartismak anlamsiz. Orta Asya'da bakiyorsunuz biyolojik olarak tip tam Türk ama agzini açiyor, Rusça konusuyor ve bundan da övünüyor, kendini Rus saniyor dangalak. Bunlara mankurt derler. Biz ise gönüllü mankurtluk yapiyoruz. Bu tarifte Islami nereye oturtuyorsunuz? Din, kültürün en önemli unsurudur. Biz lisedeyken üçüncü mevkide Anadolu seyahatleri yapardim. Köylüler oturmus. Gider sorardim: "Türk ne demek?" Adam da derdi ki "Türk demek, Müslüman demek." Peki, Müslüman ne demek? "Türk demek." Dünyada birçok yerde de böyle biliniyor. Türkler bin sene Islami temsil etmis, koruyucusu olmustur. Bizim kimligimizdeki Türklük ile Müslümanligi ayirmak bir Amerikan oyunudur. Daha dogrusu, yeni dünya düzenci küresel kraliyetçi takimin ve oradaki buradaki gizli cemiyet uzantilarinin marifetiyle yapilmistir. Türkü Müslüman lafina, Müslümani Türk lafina düsman ettiler. Türkiye Cumhuriyeti içinde, kendisini nasil tanimliyorsa tanimlasin herkes Türk'tür. Tarih tahteravalli gibidir... Simdi sira bize geliyor Siz, israrla geri kalmisligin bir kader olmadigi noktasindan hareket ediyorsunuz... Olur mu öyle sey. Bati bilimi bizden ögrendi. Böyle, sürekli geçmisle övünmek ne kadar anlamli? Övünmüyoruz, layik olmaya çalisiyoruz. Hedef budur. Tarih bir tahteravalli gibidir. Bunun matematiksel denklemlerini yazabilirim. Besyüz sene Bati tarafi yükselir, öbür tarafi asagi iner, besyüz sene de tersi olur. Simdi, sira bize gelmistir. Bati, Amerika'siyla Avrupa'siyla içinden çürüyor. Onun için sira bize geliyor kimse merak etmesin. Kitabin sonunda "Türkiye'yi Kuvayi Milliye ruhu kurtaracaktir" diyorsunuz. Bu devirde nasil bir Kuvayi Milliye hareketi tasarlanabilir? "Milli" deyince hamaset, irkçilik falan yapmiyoruz. Herkese hitap ediyoruz ve simdi birlik ve beraberlik zamanidir. Yoksa gizli cemiyet üyeleri de dahil hepimiz hapi yutacagiz. Bu gizli cemiyetlerin isimleri nedir? Kim üstüne aliyorsa onlari kastediyorum. Bütün devlet kademelerinde, çesitli partilerin baslarinda, üniversitelerde, özel kuruluslarda, vakiflarda hatta bilmem ne derneginin basinda bu gizli cemiyet üyeleri vardir. Asil patronlari da disaridadir. Bunlarin niyeti dünya hakimiyeti kurmaktir. Bunlarin arkasinda gizli cemiyet önünde daha az gizli cemiyet, en önde de açik gibi görünen ama gayesi gizli cemiyetler vardir. Isleri böyle yürütürler. Oralara da vasifsiz ve serefsiz olduklari için birtakim adamlari koyarlar. Onlar da Türkiye'yi teslim ederler. Bu ana yapiyla ugrasmadan Türkiye'de hiçbir sey hallolmaz. Ama, sunu da söylemek lazim ki, yeni dünya düzencilerin isi Amerika'da da Avrupa'da da bitiyor. Müjde! Sizin bir müjdeniz de "Türk dünyasinin 100 senelik plani." Bunu açar misiniz? Açar miyim yahu. Biz, kagit falan oynamiyoruz ama elimizi de göstermeyiz yani. ABD'de yillarca yasadiniz ve hâlâ gidip geliyorsunuz. Neden Amerikan vatandasi olmadiniz? Niye olayim? Kimligimden niye vazgeçeyim? Bir tarihte Türkiye Disisleri Bakani Nev York'a gelmisti. Bana "Oktaycigim çifte vatandaslik çikardik. Sen de ABD vatandasi olsana" dedi, adamcagizi azarladim. Niye ABD vatandasi olayim, biz Porto Riko muyuz? Peki bu sözünü ettiginiz gizli cemiyetlerden hiç teklif almadiniz mi? Bakin size söyleyeyim: Bu cemiyetlere vasifsiz adamlari alirlar. Kendi fikri ve düsüncesi olan adamlara de teklif edemezler. Bana hiçbirinden hiçbir zaman teklif gelmedi çünkü 5 yasindan beri ne adam oldugumuzu biliyorlar. PROF. DR. OKTAY SINANOGLU Bir "dahi"nin penceresinden Türkiye'nin yakin tarihi Oktay Sinanoglu, 26 yasindan beri kimya ve moleküler kimya alanlarinda profesör, doktor. Yale Üniversitesi "genç dahi"yi kesfedip profesör yapinca bütün dünya ve bu arada Türkiye de onu tanidi. Iki kez Nobel'e aday gösterilen Sinanoglu 1935 yilinda, konsolos olan babasinin görev yeri Italya'nin Bari sehrinde dogdu. Hoca, "Orasi kanunlar geregi, Türkiye topragiydi" diye mutlaka kaydediyor. Ünlü sanatçi Esin Afsar'in da agabeyi olan Sinanoglu'nun hayatini anlatan kitap geçtigimiz günlerde Is Bankasi Kültür Yayinlari'ndan "Türk Aynstayni" adiyla çikti. Gazeteci Emine Çaykara'nin uzun bir röportaji ve zengin bir fotograf arsivi kullanilarak, ustalikla hazirlanmis kitapta sadece Sinanoglu'nun hayati degil, Türkiye'nin yakin tarihinden ilginç kesitler de yer aliyor. Kitapta, Erdal Inönü'den Kemal Gürüz'e birçok önemli portreye; bir uçak kazasinda ölen (ya da öldürülen) Prof. Remzi Oguz Arik'in Milliyetçi Köylü Partisi macerasindan ODTÜ ve Bogaziçi'nin kuruluslarinin ilginç öyküsüne kadar birçok önemli olaya isik tutuluyor. Irlandalilar, Abdülhamit'i neden seviyor? Oxford'un yerlesim plani Selçuklu medreselerinden mi alindi? Dünyada ilk denizalti ne zaman yapildi? "Türk aynstayni" için kisaca, "Bir dahi'nin penceresinden Türkiye" demek yeterli. |
|
|
|
||